Değerli Ozentasmakina okurları, “İnsanlar neden bir peygambere ihtiyaç duyar” hakkındaki bu içeriğimizin sonuna ulaştınız. Umarız faydalı olmuştur!
İnsanlar neden bir peygambere ihtiyaç duyar? İzmir’de gün batımı, tost kuyruğu ve biraz fazla düşünen bir zihnin notları
Merhaba Ozentasmakina okurları! Bugün sizlerle “İnsanlar neden bir peygambere ihtiyaç duyar” konusunu ele alacağız.
İzmir’de yaşıyorum. 25 yaşındayım. Gündüzleri “hayatımı düzene sokacağım” diye plan yapıp akşam olunca Alsancak’ta kendimi yürüyüşe vuruyorum. Arkadaş ortamında genelde espri yapan kişiyim ama kimse fark etmiyor: eve dönünce aynı espriyi 17 farklı açıdan düşünüp “acaba o şaka fazla mıydı?” diye iç hesaplaşma yapıyorum.
Böyle bir zihnin en tehlikeli hobisi ise şu: küçük bir soruyu alıp onu evrenin ortasına koymak.
Bugün o soru şu: İnsanlar neden bir peygambere ihtiyaç duyar?
Bunu yazarken ne bir iddia kuruyorum ne de bir tartışma başlatıyorum. Daha çok, Kordon’da oturmuşum da martılarla birlikte “insan dediğin neyi neden yapar?” diye düşünüyormuşum gibi.
Gündelik hayatın içinden başlayan büyük sorular
Geçen gün arkadaşla Kıbrıs Şehitleri’nde yürürken tost kuyruğunda bekliyoruz. Kalabalık, herkes aç, herkes sabırsız.
Arkadaş dedi ki:
— “Abi insanlık neden hâlâ tost kuyruğu organize edemedi?”
Ben de refleks olarak:
— “Muhtemelen insanlık tarihinin en eski problemi.”
Sonra durdum. Ciddi ciddi düşündüm.
Gerçekten bazı şeyler var ki, insanlık binlerce yıldır çözmeye çalışıyor: adalet, yön bulma, anlam arayışı, doğruyu yanlıştan ayırma… Ve ben tost kuyruğuna bile sabredemeyen biriyim.
İşte tam bu noktada şu soru kafama takıldı:
İnsanlar neden bir peygambere ihtiyaç duyar?
Çünkü insan sadece açlıkla, sadece düzenle değil; yönsüzlükle de yaşıyor olabilir.
İç ses: “Sen yine fazla düşünmeye başladın”
Bazen iç sesim bana ciddi şekilde müdahale ediyor.
“Bak,” diyor,
“bu konuyu 10 dakika düşün, sonra bırak.”
Ama ben o 10 dakikayı genelde 2 saate çeviriyorum.
Mesela geçen gün vapurda otururken biri çay döktü. Normal insan:
“Eyvah, döküldü.”
Ben:
“İnsanlık neden hâlâ taşıma sistemlerinde sıvı mühendisliğini çözmedi ve bunun toplumsal sonuçları ne?”
İşte böyle bir zihne sahip olunca “İnsanlar neden bir peygambere ihtiyaç duyar?” sorusu da sadece dini bir konu gibi durmuyor. Daha çok şu hale geliyor:
“İnsanlar yönünü nasıl bulur?”
İnsan bazen yönsüz bir Wi-Fi gibi
İzmir’de internet bile bazen kopuyor. Kafeler, sahil, ev… Her yerde “bağlanıyor… bağlanıyor…” yazısı.
İnsan da bazen öyle.
Bir şeylere bağlanıyor ama kopuyor. Karar veriyor ama emin olamıyor. Doğruyu düşünüyor ama yanlış da çekici geliyor.
Geçen gün arkadaş grubunda tartışma çıktı:
— “Abi doğru nedir?”
— “Herkese göre değişir.”
— “O zaman her şey mi doğru?”
— “Yok ya öyle değil…”
— “Ama biraz öyle?”
Ben sessizce limonata içiyorum ama içimdeki ses bağırıyor:
“Bu sohbet neden 3 dakikada felsefe bölümüne dönüştü?”
İşte burada insanın bir rehberlik arayışı ortaya çıkıyor. Çünkü herkesin kendi pusulası var ama pusulalar bazen manyetik olarak birbirini bozuyor.
Toplum, kalabalık ve yön ihtiyacı
İzmir’de kalabalıkla yalnızlık aynı anda yaşanıyor.
Otobüste yan yana 40 kişi var ama herkes kendi telefonunun içine gömülmüş durumda. Dışarıdan bakınca “toplum” ama içeriden bakınca 40 ayrı evren.
Böyle bir ortamda insan şunu hissedebiliyor:
“Ben doğruyu nereden bileceğim?”
İşte bu soru, insanlık tarihi boyunca farklı şekillerde cevaplanmış. Bazı insanlar akla, bazıları deneyime, bazıları ise manevi rehberliğe yönelmiş.
Ben bunu düşünürken kendi kendime şunu söylüyorum:
“Tamam, sen çok düşünüyorsun ama herkes senin kadar boş zaman bulamıyor.”
Sonra gülüyorum.
Kısa diyalog: Arkadaş ortamı felsefe kulübüne dönüşürse
Bir akşam arkadaşlarla sahilde oturuyoruz. Çekirdek, kola, rüzgar.
Arkadaş 1:
— “İnsanlar neden bir şeye inanma ihtiyacı hisseder?”
Arkadaş 2:
— “Çünkü korkuyorlar.”
Ben:
— “Ya da çünkü çok fazla seçenek var.”
Sessizlik.
Sonra biri:
— “Abi biz neden bunu çekirdek yerken konuşuyoruz?”
İşte o an fark ediyorum: İnsan bazen en büyük soruları en basit anlarda soruyor. Çünkü zihin, boşluk bulunca çalışmaya başlıyor.
Peygamber fikri: İnsan zihninin “yön bulma” ihtiyacı
Burada konuyu abartmadan sadeleştirmek gerekiyor.
İnsanlar tarih boyunca sadece fiziksel ihtiyaçlarla yaşamamış. Aynı zamanda:
Ne doğru?
Ne yanlış?
Nasıl yaşamalıyım?
Neye göre iyi insan olunur?
gibi sorulara cevap aramış.
Bu soruların cevabı bazen bireysel akılda, bazen toplumsal gelenekte, bazen de manevi rehberlikte bulunmuş.
“İnsanlar neden bir peygambere ihtiyaç duyar?” sorusu da bu bağlamda aslında şunu soruyor olabilir:
“İnsan, anlam arayışında neden dış bir rehberliğe ihtiyaç hisseder?”
Bunu düşünürken kendimi çok ciddi hissediyorum ama aynı anda Kordon’da martıya simit atmaya çalışan birinin dramatik başarısızlığını izliyorum. Hayat tam olarak böyle bir şey.
Modern hayatın karmaşası: Seçenek çok, karar zor
Eskiden seçenek azmış gibi anlatılıyor ya… Ben buna tam inanmıyorum ama şunu hissediyorum: seçenek arttıkça kafa karışıklığı da artıyor.
Bugün:
Ne yiyeceğiz?
Ne izleyeceğiz?
Kim doğru söylüyor?
Ne doğru bir hayat?
Sorular bitmiyor.
Bir gün markette yoğurt reyonunda 12 dakika geçirdim. Evet, yoğurt seçerken.
Kasiyer muhtemelen içinden şunu dedi:
“Bu adam hayatını sorguluyor.”
Haklıydı.
İşte böyle bir dünyada insanlar bazen daha net bir yön arıyor. Daha tutarlı bir çerçeve. Daha sabit bir referans.
İç monolog: “Ben bile kendime yetemiyorum” hissi
Gece eve döndüğümde bazen şöyle düşünüyorum:
“Bugün iyi bir insan mıydım?”
Sonra hemen başka bir ses:
“Bunu neden soruyorsun? Saat 2 olmuş, uyu.”
Ama soru kalıyor.
İnsan sadece bilgiye değil, bazen anlam duygusuna da ihtiyaç duyuyor. Ve bu anlam, herkes için farklı kaynaklardan gelebiliyor.
Ben bunu düşünürken kendime şunu söylüyorum:
“Sen önce çamaşır yıkamayı öğren.”
İzmir sokakları, küçük anlar ve büyük düşünceler
Kordon’da yürürken bir çift tartışıyordu. Çok sıradan bir tartışma:
— “Nereye gideceğiz?”
— “Bilmiyorum.”
— “Sen hep böyle yapıyorsun.”
Ve o an düşündüm: İnsan ilişkileri bile küçük yön kayıplarıyla dolu.
Hayatın kendisi bazen büyük bir yön bulma çabası gibi.
Ve insan bu yönü bulmak için farklı kaynaklara bakıyor:
deneyim, akıl, toplum, tarih, inanç…
Bu noktada “İnsanlar neden bir peygambere ihtiyaç duyar?” sorusu, aslında tek bir cevabı olmayan bir düşünme alanı gibi duruyor.
Son sahne: Martılar, rüzgar ve fazla düşünen bir zihin
Buna da Göz Atın: İnsan haklarını kim kabul etti ?
Kordon’da oturmuşum. Martılar bağırıyor. Bir çocuk simit düşürüyor. Rüzgar saçımı dağıtıyor.
Ben de düşünüyorum:
“İnsan neden bu kadar anlam arıyor?”
Sonra gülüyorum kendi kendime.
Çünkü bazen insanın ihtiyacı olan şey büyük bir cevap değil, sadece doğru soruyu sormaya devam etmek.
Ve belki de insanlık tam olarak burada birleşiyor: yön arayan, anlam arayan, bazen şaşıran, bazen bulan, bazen sadece yürüyen bir kalabalık.
Ben ise hâlâ aynı yerdeyim:
“Bu tost kuyruğu neden bu kadar uzun?”